Ah çok özlemişim burayı. nerdeyse bir sene mi olmuş? kelimelerimi kaybetmiştim, asılsızdılar. ama niye yazmıyordum sorusunun yanıtı bu değil sanırım. sadece bu değil.
bluğ çağı depreşmelerimden birinde 'yalnızlık kapının anlamsızlaşmasıdır' diye yazmıştım. kapılar anlamını yitirince pencerelere sarılmalı insan. bir pencere açmalı.
aşk olmayınca meşk olmuyor.
ama meşk olmayınca aşk hiç olmuyor, bunu unutmuşum.
yazılarımı izleyen arkadaşlarımdan biri Kanada izleklerime serzenişte bulunmuştu epey zaman önce. burda olmama mı içerliyordu, yoksa kendisinin hep orda olmasına mı bilemiyorum. bu tür sorulara 'ikisi birden' yanıtını vermeyi öğreniyorum. 'o mu, bu mu?' soruları aldatmacalıdır çoğu zaman. seçenek sunuyormuş gibi yaparlar. o serzenişi sistemimden atmamışım bunca zamandır, bir de bu var. özdemir asaf'ın şiirde dediği gibi hıyarın biri bahçeme girip ağaçlık tasladığında höt! demeyi bilmeli insan. burayı yazacağım tabii ki, nereyi yazacağım ya. Kanada'nın Londra diye bir şehrinde yaşıyorum, başka bir arkadaşım 'Londra' dememe gülüyor ama buranın adı o. serzenişte bulunan arkadaşa Adorno ile Horkheimer'ın birlikte yazdığı 'Kültür Endüstrisi' yazısını neden burda okuduğumda taşların iyice yerlerine oturduğunu, 'aynının emperyalizmi'nden neyi kastettiklerini iliklerimde anladığımı nasıl anlatmalı. anlatmalı mı?
bir pencere açmalı.
Pazartesi, Nisan 13, 2009
Cuma, Eylül 19, 2008
Kant'tan günümüze
Immanuel Kant'ın "Ebedi Barış" başlıklı makalesi Türkçe'ye çevrilmiş mi, basılmış mı diye internette aranırken, karşıma bir sayfa çıktı, ne olduğunu anlamam yarım saatimi aldı. Bir tür beyin humması geçirdim de denebilir. Sayfanın başlığı "Fen, Teknoloji ve Teknoloji ile İlgili Bazı Beyin Fırtınası-Nadası; Ödev, Soru ve Etkinlikler" ardından da yıllara göre soru ve öğrencilerin yanıtlarına linkler var. Merak ettim, Kant'ın adı, ya da edebi barış nerde geçiyor bu sayfada diye. Soru şu (herhangi bir değişiklik yapmadan kopyalayıp yapıştırıyorum):
A.Afgan-Sovyet Rusya, İran-Irak savaşları dikkate alınarak(20.Yüz yılın sıcak ve soğuk cehalet savaşlarıyla ilişkilendirmeye çalışın)?11 Eylül'ü, Taliban'ı, İran�ı Hizbullah'ı kim/ler himaye etti veya Taliban, Hizbullah ve İran hangi mantık sistemleri metriksinde(ortamında)/lerinde icraya geçirildi ve bu gün kimlerce yargılanıyorlar? Afganistan�a ebedi barış harekatı ve iblisi yakalama iddiası ile ilişkilendirin ve Kant'ın ebedi barış planını düşünün. Kim olursan ol gel, herkese çağrıyı kim yapmış?1 Sizce doğru mu? Neden? Kavram,özdeyiş ve düşünce yanılgısını saptamaya çalışın.
İpucu:Deneyimler göstermiştir ki;insanda menfaat için yapay hidayet (himaye) mahlukattan olunca hidayet edilenler sahte mabuduna/larına kara delik oluyorlar. Kontrol elden kaçırılıyor ve sosyal lösemiye dönüşüyor. Fert ve toplumsal denetim için tasarrufa dayalı hidayetin dini-inancı, tasarrufu bitince biter. Hidayetin liyakati Allah'tan olanıdır.
B.Afganistan-Sovyet savaşından önce himaye ettiği talibanı, bu gün ebedi barış harekatı ile iblis diye avlamaya gidiyor. İran şahını yıkarak destek verip himaye ettiği İran�ı bu gün yargılıyor. Belki de, dininden çok hayır görmeyen Müslümanlarla doluşmuş devletimiz ve ülkemizin geçmişinde de batının bu maksatlı liyakatsiz yapay hidayeti yatıyor. Bu üç olgu nefsini doğru tanıyor mu? Neden ve Niçin?
İpucu;ortaçağda insanları kullanan mantık sistemleri ve tarih boyunca menfaat farzları için çoğunluğa hakim ve başat olmak isteyen düzenbaz azınlık zihniyetleri düşünün.0, 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7
C-Tera güçler ebedi barış harekatı ile iblisi avlamaya giderken bir taşla; neyi ve kaç çeşit kuşu avlıyor ve zehirliyor mantığı size neyi/leri çağrıştırır?
İpucu;1Öğrenci Yanıtları
Bu neyin sayfası, kim hazırlamış, kim yazmış derken yazarını da buldum, sayfanın ait olduğu kurumu da. Henüz linklerden birine tıklamadıysanız ipucu veriyorum: sayfa bir eğitim kurumuna ait; ek ipucu: bir üniversitenin sayfası. Bir üniversitenin, orta öğretime öğretmen yetiştiren bir eğitim fakültesine ait. Ayrıca, sorular dersin çalışma notları, yanılmıyorsam. Sayfanın başında da dersi veren profesör doktorun adı yazılı.
Beyin humması.
Şimdi aklıma üşüşen tüm soruları bir kenara koyabildiğimi varsayalım, diğer sorulara ve yanıtlara bakmadığımı da varsayalım: bu metni yazanın zamanında doktorasını tamamlamış ve bunu en azından bağlı olduğu kurumda "basılı" hale getirmiş olduğunu düşünürsek, yukardaki Türkçe'yi nasıl açıklayabileceğimizi bilemiyorum. Diğer tüm "şeyleri" bir kenara bırakabilirsek elbette.
Bunun üzerine yazmaya devam etmek abesle iştigal etmek olacak, daha fazla yazmak istemiyorum. Bence herşey apaçık ortada.
SN: Eğitim Fakültesi Biyoloji Ana Bilim Dalı
A.Afgan-Sovyet Rusya, İran-Irak savaşları dikkate alınarak(20.Yüz yılın sıcak ve soğuk cehalet savaşlarıyla ilişkilendirmeye çalışın)?11 Eylül'ü, Taliban'ı, İran�ı Hizbullah'ı kim/ler himaye etti veya Taliban, Hizbullah ve İran hangi mantık sistemleri metriksinde(ortamında)/lerinde icraya geçirildi ve bu gün kimlerce yargılanıyorlar? Afganistan�a ebedi barış harekatı ve iblisi yakalama iddiası ile ilişkilendirin ve Kant'ın ebedi barış planını düşünün. Kim olursan ol gel, herkese çağrıyı kim yapmış?1 Sizce doğru mu? Neden? Kavram,özdeyiş ve düşünce yanılgısını saptamaya çalışın.
İpucu:Deneyimler göstermiştir ki;insanda menfaat için yapay hidayet (himaye) mahlukattan olunca hidayet edilenler sahte mabuduna/larına kara delik oluyorlar. Kontrol elden kaçırılıyor ve sosyal lösemiye dönüşüyor. Fert ve toplumsal denetim için tasarrufa dayalı hidayetin dini-inancı, tasarrufu bitince biter. Hidayetin liyakati Allah'tan olanıdır.
B.Afganistan-Sovyet savaşından önce himaye ettiği talibanı, bu gün ebedi barış harekatı ile iblis diye avlamaya gidiyor. İran şahını yıkarak destek verip himaye ettiği İran�ı bu gün yargılıyor. Belki de, dininden çok hayır görmeyen Müslümanlarla doluşmuş devletimiz ve ülkemizin geçmişinde de batının bu maksatlı liyakatsiz yapay hidayeti yatıyor. Bu üç olgu nefsini doğru tanıyor mu? Neden ve Niçin?
İpucu;ortaçağda insanları kullanan mantık sistemleri ve tarih boyunca menfaat farzları için çoğunluğa hakim ve başat olmak isteyen düzenbaz azınlık zihniyetleri düşünün.0,
C-Tera güçler ebedi barış harekatı ile iblisi avlamaya giderken bir taşla; neyi ve kaç çeşit kuşu avlıyor ve zehirliyor mantığı size neyi/leri çağrıştırır?
İpucu;1Öğrenci Yanıtları
Bu neyin sayfası, kim hazırlamış, kim yazmış derken yazarını da buldum, sayfanın ait olduğu kurumu da. Henüz linklerden birine tıklamadıysanız ipucu veriyorum: sayfa bir eğitim kurumuna ait; ek ipucu: bir üniversitenin sayfası. Bir üniversitenin, orta öğretime öğretmen yetiştiren bir eğitim fakültesine ait. Ayrıca, sorular dersin çalışma notları, yanılmıyorsam. Sayfanın başında da dersi veren profesör doktorun adı yazılı.
Beyin humması.
Şimdi aklıma üşüşen tüm soruları bir kenara koyabildiğimi varsayalım, diğer sorulara ve yanıtlara bakmadığımı da varsayalım: bu metni yazanın zamanında doktorasını tamamlamış ve bunu en azından bağlı olduğu kurumda "basılı" hale getirmiş olduğunu düşünürsek, yukardaki Türkçe'yi nasıl açıklayabileceğimizi bilemiyorum. Diğer tüm "şeyleri" bir kenara bırakabilirsek elbette.
Bunun üzerine yazmaya devam etmek abesle iştigal etmek olacak, daha fazla yazmak istemiyorum. Bence herşey apaçık ortada.
SN: Eğitim Fakültesi Biyoloji Ana Bilim Dalı
Cuma, Ağustos 08, 2008
BU SİTEYE ERİŞİM ENGELLENMİŞTİR |
| Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi, 05/05/2008 tarih ve 2008/402 nolu kararı gereği bu siteye erişim TELEKOMÜNİKASYON İLETİŞİM BAŞKANLIĞI'nca engellenmiştir. Access to this web site is banned by "TELEKOMÜNİKASYON İLETİŞİM BAŞKANLIĞI" according to the order of: Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi, 05/05/2008 of 2008/402. |
| Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesi, 06/06/2008 tarih ve 2008/624 nolu kararı gereği bu siteye erişim TELEKOMÜNİKASYON İLETİŞİM BAŞKANLIĞI'nca engellenmiştir. Access to this web site is banned by "TELEKOMÜNİKASYON İLETİŞİM BAŞKANLIĞI" according to the order of: Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesi, 06/06/2008 of 2008/624. |
Cuma, Haziran 13, 2008
bakalım hayat ne olacak !?!
Çocukluk arkadaşım beni facebookta bulmuş, mesaj atmış. merhaba, nasılsın, seni facebookta buldum vesaire. ikinci mesajında, uzun zamandır görüşmediğimiz insanlarla, eski arkadaş, dost, ahbaplarla facebookta karşılaşıp kişisel gündemlerimizi yeniden ucuca bağlamaya çalıştığımızda olduğu üzere biraz neler yaptığından bahsetmiş. çok uzunca değil, çok ayrıntıya girmeden, hayat dökümü yapmaksızın. facebook'un artık hayatımızda olmayan insanları yeniden bulma ve buluşturma ilahi işlevine ve bu işlevin hayatımıza kattıkları üzerine ayrıca yazmak isterim. çocukluk arkadaşım da olayı abartmadan tadında bırakarak kısa tutmuş kişisel gündemini. bir cümle iş, bir cümle özel hayat, arada da "Bakalım hayat ne olacak." nasıl yani? mesajın son cümlesi olsa vurgusu belki farklı olacaktı ama yine de vaziyeti kurtarmayacaktı. "Bakalım hayat ne olacak." şairin alçakgönüllülükle "yolun yarısı" dediği yaşta "bakalım hayat ne olacak" diye sormaz insan. aslında, hiç bir yaşta sormaz.
lisansta okurken çok satan bir haber dergisinden öğrencilerle anket yapmaya kampüse muhabirler gelmişti. anketin konusu ve ana sorusu "üniversite öğrencileri hayata hazırlıyor mu?" idi. araştırmanın sonunda çeşitli üniversitelerde okuyan öğrencilerin üniversitelerine ve okudukları programlara dair görüşlerini yayınladılar. öğrencilerin şu kadarı okudukların programın kendilerini hayata yeterince hazırladığına inanmadıklarını söylemiş. öğrencilerin ve dergilerin o hazırlandıklarını düşündükleri "hayat"tan ne anladıklarını bilmiyorum. dahası, üniversitenin kişiyi o "şey"e hazırlamak gibi bir görevi olduğu sonucuna da varıyoruz. anket soruları arasında "sizce hayat ne zaman başlıyor?" diye bir soru yoktu. hayatın okul bittikten sonra, düzgün bir işe girdikten sonra, evlendikten sonra, ev sahibi olduktan sonra ya da 'bir şey'den sonra başladığı fikrine nerden kapıldığımızı merak ediyorum. büyüyünce adam olmanızı söyleyenler, ne zaman artık büyümüş olduğunuzu asla söylemezler.
lisansta okurken çok satan bir haber dergisinden öğrencilerle anket yapmaya kampüse muhabirler gelmişti. anketin konusu ve ana sorusu "üniversite öğrencileri hayata hazırlıyor mu?" idi. araştırmanın sonunda çeşitli üniversitelerde okuyan öğrencilerin üniversitelerine ve okudukları programlara dair görüşlerini yayınladılar. öğrencilerin şu kadarı okudukların programın kendilerini hayata yeterince hazırladığına inanmadıklarını söylemiş. öğrencilerin ve dergilerin o hazırlandıklarını düşündükleri "hayat"tan ne anladıklarını bilmiyorum. dahası, üniversitenin kişiyi o "şey"e hazırlamak gibi bir görevi olduğu sonucuna da varıyoruz. anket soruları arasında "sizce hayat ne zaman başlıyor?" diye bir soru yoktu. hayatın okul bittikten sonra, düzgün bir işe girdikten sonra, evlendikten sonra, ev sahibi olduktan sonra ya da 'bir şey'den sonra başladığı fikrine nerden kapıldığımızı merak ediyorum. büyüyünce adam olmanızı söyleyenler, ne zaman artık büyümüş olduğunuzu asla söylemezler.
Cumartesi, Mayıs 24, 2008
baharın sonbahardan farkı ne?
sözleri olmayanlar gibi havadan bahsetmenin ne kadar da sıkıcı olduğunu bile bile öncelikle bir türlü 20 derecelere yaklaşmayan havalara küfrettiğimi söylemek istedim. ayrıca, evet, sözlerimi kaybettim, asılsızdılar. düzgün işleyen bir internet bağlantım yok, ona da epey sıkça küfrediyorum. yarın düzelebilir, yarın herşey daha iyi olabilir, güneş açabilir, piknik mevsimine geçilebilir.
ilkbaharın sonbahardan ilk farkı kışa doğru gitmediğimiz bilmektir. bunu kendime hatırlatmam gerekiyor arada, fazla hatırlatırsam sonrasında gene kış olduğunu da anımsıyorum ve lakin. fazla hatırlatmalar hiç iyi bir şey değil. fazla telkinle akrabadır fazla hatırlatmalar. fazla telkin de iyi bir şey değil. mesela pollyanna'ya bakın, o söyler size.
yarın sözlerimi aramaya çıkacağım.
ilkbaharın sonbahardan ilk farkı kışa doğru gitmediğimiz bilmektir. bunu kendime hatırlatmam gerekiyor arada, fazla hatırlatırsam sonrasında gene kış olduğunu da anımsıyorum ve lakin. fazla hatırlatmalar hiç iyi bir şey değil. fazla telkinle akrabadır fazla hatırlatmalar. fazla telkin de iyi bir şey değil. mesela pollyanna'ya bakın, o söyler size.
yarın sözlerimi aramaya çıkacağım.
Cumartesi, Nisan 12, 2008
Pazar, Mart 02, 2008
kuru incirden çıkan taneler
Kuru incir yiyordum. Güneşte kurutulmuş incir. Sahici incir. Bir tanesi pek kuruduydu, sanki suyu zaten hiçbir zaman olmamış gibi, baktım kurtlu mu diye, değilmiş. Dişlemeye devam ettim. Bir başkasından saman tanesi çıktı, sarı kuru bi yaban buğdayı, buğdayı düşmüş samanı kalmış. İncirler güneşte kururken esen rüzgarla ait olduğu topraktan havalanıp incir tanesine yapışmış, kurumakta olan incirin kalın kabuğuna tutunmuş, incirler güneş altında kurudukları yerlerden alınıp paketlenmeye götürüldüğünde, diğer incirlerle bi sıra halinde resmi geçit yapıp içlerinde yeterince yakışıklı olmayanları ayıklandığında ve sonra plastik paketlere konduğunda orda tutunduğu yerde kalmış, sonra o yuvarlak içleri bir halka incir tanesi dizili plastik paketler etiketlenip incirlerin kuruduğu yerlerden uzaklara tırlarla ve gemilerle giderken de yerini değiştiremeden sıkışıp kalmış.
hay incirden çıkanlar sizi...
hay incirden çıkanlar sizi...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)