galiba artık buralı oluyorum, yazdığım falan yok bloguma. oluyor muyum gerçekten? biraz.
meyva sinekleri ev hayvanı olabilirler mi? yani evde yaşıyorlar da, hani kedi, köpek, kanarya, kaplumbağa oluyor da neden meyva sineği olmasın? baş harfi "k" mı olmak zorunda? bunun kanatları mavimsi gri üstelik, bildiğim meyva sineklerinden daha büyük. geceleri ortalığa çıkıyor. gündüzleri hiç görmedim. yok ya, delirmedim. delirdim diyen deli yoktur ama olsun, yine de diyeyim. masamın etrafında dolaşmasını anlıyorum, ne de olsa bilgisayar var, lamba var, ısı kaynakları var. ama bu hayvancağız elimi uzattığımda üstüne konuyor. sonra üflüyorum gitmiyor. uçarak bir ileri bir geri zıplıyor masada. artist. dün gece de kitap okurken inatla koluma konuyordu. pire falan değil! gayet kanatları var, mavi-gri.
Hamsun'un Açlık romanında buna benzer bir sahne vardı ama anımsayamıyorum, açlıktan aklını kaybedip bir süre sonra hayvanatlarla arkadaşlık etmeye başlar.
aç olduğum söylenemez.
Cuma, Kasım 30, 2007
Perşembe, Kasım 01, 2007
arabalı çöpçü
Mahallemde arabalı bir çöpçü var, politik açıdan daha uygun bir kelime bilmiyorum. Evet, arabası var, çöpleri karıştırmaya arabayla gidiyor yani. Bu sabah sekizde bildiğimiz çöpçü olduğuna emin oldum. Ne diyeceğimi bilmiyorum, atlatabilmiş değilim.
Pazartesi, Ekim 15, 2007
Bayram tebriği
Bayram olduğundan haberim yoktu, ne arayanım var ne soranım, ne bayram kutlayanım. Bir Şükran Günü daha geçti, geçen hafta, deli gibi yoğundum. Ama şikayet etmeyeceğim, dırdır da etmeyeceğim.
Onun yerine şaşkın ben gene ne şaşkınlık ettim hikayesi anlatacağım. Cumartesi sabahı dokuz buçukta okulda olmam gerekiyordu, çünkü düzenlediğimiz konferansın olacağı odaların anahtarları bende idi. Kalktığımda saat dokuzdu (sabahın beşinde yatmıştım ama), üzerime pantalon çekip taksi çağırdım. Neyse taksi hemen geldi, atladım. Bu saatte trafik açıktır diye düşündüm, ama zaten İstanbul'da değilim diye hatırladım sonra. Taksi beni uzun yoldan dolaştırıp kazıklamaya kalkar mı diye etrafa bakmayı unuttum, ama ne kadar dolaştırabilir zaten. Sonra şoförün telefonu çaldı, aaa, ilginç derecede tanıdık ama pek de tanımadık bir dilde, yani Türkçeyle konuşuyor. Ne konuştuğunu anlamıyorum. Azerice gibi, sonra sordum türkçe "Azeri misiniz?" diye. Amca şaşırdı, nece ne diyeceğini bilemedi, ben de aynı şeyi bu defa ingilizce sordum sonra ingilizce konuşmaya devam ettik. Irak Türkmeni imiş, memleketten aramışlar bayramını kutlamaya. Sonra türkçe'ye döndük nedense. İstanbul'da evi varmış, ailesi ordaymış, on beş yıldır burdaymış, Londra'da beş yüz kadar Türkmen varmış, hatta lokalleri bile varmış da bayramlaşacaklarmış. O sırada okula varmıştık ki cüzdanımda sandığım kadar para olmadığını gördüm, zaten sandığım bir miktar yoktu. Sadece taksiye yetecek kadar olduğunu tahmin ediyordum, yanılmışım. Hemen atm'ye koşar çekerim dedim, yok, ya etme hemen şurası, yok, ama olmaz ki, ne olacak ne varsa onu verirsin, ama ya derken verdim bütün cebimdeki bozukluklarla. Sabah şaşkınlığın, annem bilir, bilenler bilir diyeyim, bi de sonra ödeşiriz dedim. Sanki burası kasaba da toplasan on taksi var. Ama matematikte post-dok yapanı tanıyordu. Dünya küçük dedim. Bi de üstüne üstlük bayramını kutlayıp arabadan indim, binanın önünde üç kafadar organizatördaşlarım duruyordu selam deyip durumu anlatmaya başladım ki jeton düştü, neden birinden borç istemiyorum diye, derken arkamı döndüm, taksi de arkasını dönmüş yola koyulmuştu bile. Şaşkınlık üstüne şaşkınlık.
Onun yerine şaşkın ben gene ne şaşkınlık ettim hikayesi anlatacağım. Cumartesi sabahı dokuz buçukta okulda olmam gerekiyordu, çünkü düzenlediğimiz konferansın olacağı odaların anahtarları bende idi. Kalktığımda saat dokuzdu (sabahın beşinde yatmıştım ama), üzerime pantalon çekip taksi çağırdım. Neyse taksi hemen geldi, atladım. Bu saatte trafik açıktır diye düşündüm, ama zaten İstanbul'da değilim diye hatırladım sonra. Taksi beni uzun yoldan dolaştırıp kazıklamaya kalkar mı diye etrafa bakmayı unuttum, ama ne kadar dolaştırabilir zaten. Sonra şoförün telefonu çaldı, aaa, ilginç derecede tanıdık ama pek de tanımadık bir dilde, yani Türkçeyle konuşuyor. Ne konuştuğunu anlamıyorum. Azerice gibi, sonra sordum türkçe "Azeri misiniz?" diye. Amca şaşırdı, nece ne diyeceğini bilemedi, ben de aynı şeyi bu defa ingilizce sordum sonra ingilizce konuşmaya devam ettik. Irak Türkmeni imiş, memleketten aramışlar bayramını kutlamaya. Sonra türkçe'ye döndük nedense. İstanbul'da evi varmış, ailesi ordaymış, on beş yıldır burdaymış, Londra'da beş yüz kadar Türkmen varmış, hatta lokalleri bile varmış da bayramlaşacaklarmış. O sırada okula varmıştık ki cüzdanımda sandığım kadar para olmadığını gördüm, zaten sandığım bir miktar yoktu. Sadece taksiye yetecek kadar olduğunu tahmin ediyordum, yanılmışım. Hemen atm'ye koşar çekerim dedim, yok, ya etme hemen şurası, yok, ama olmaz ki, ne olacak ne varsa onu verirsin, ama ya derken verdim bütün cebimdeki bozukluklarla. Sabah şaşkınlığın, annem bilir, bilenler bilir diyeyim, bi de sonra ödeşiriz dedim. Sanki burası kasaba da toplasan on taksi var. Ama matematikte post-dok yapanı tanıyordu. Dünya küçük dedim. Bi de üstüne üstlük bayramını kutlayıp arabadan indim, binanın önünde üç kafadar organizatördaşlarım duruyordu selam deyip durumu anlatmaya başladım ki jeton düştü, neden birinden borç istemiyorum diye, derken arkamı döndüm, taksi de arkasını dönmüş yola koyulmuştu bile. Şaşkınlık üstüne şaşkınlık.
Cuma, Ekim 05, 2007
Miriam'ın geçen günlerde çalınan, dededen kalma, eski zamanlar bisikletlerinin modelinde yapılmış, pedal frenli, o yüzden de Miriam ailesinin yanına gittiğinde iki hafta bana bıraktığında küçük bir kazacık atlattığım, buna rağmen yolda (kaldırımda) giderken yoldan geçenlerin bakıp "bisikletin de pek hoşmuş" diye laf attıkları bisiklet. Benim mutfakta, ünlü civciv sarısı masama dayanmış poz verirken.
Miriam'a aramızda kısaca Meryem diyebiliriz. Kızmak bir yana bilakis sevinir duysa.
Pazartesi, Eylül 24, 2007
Pazartesi, Ağustos 13, 2007
Salı, Temmuz 17, 2007
Ağva
"Bugünlerde kendimi çok empresyonist hissediyorum." Bu laf daha önce Fraser'da (dizi olan) geçmediyse benden alıntılayabilirsiniz. Eğlenceli olur.
ağva güzel bir yermiş, üstelik İstanbul'da. otobüsten indiğim yerle kumsalında oturduğum yerlerin farklı olduğunu sanacak kadar yeşil bir yer. yeşile doydum. maviye de.
ağva güzel bir yermiş, üstelik İstanbul'da. otobüsten indiğim yerle kumsalında oturduğum yerlerin farklı olduğunu sanacak kadar yeşil bir yer. yeşile doydum. maviye de.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)